Ali İhsan Doğan

Ali İhsan Doğan

Görünüm

Toplum ve İnsan Manzaraları 

    Topluma ve siyasete hangi yönden bakarsanız bakın, bir duraklamanın, bir geriye doğru gidişin, bir savrulmanın emarelerini görebilirsiniz.

    Yeni bir siyasi rüzgâr esmediği sürece,  bu toplumsal kaos adım,  adım bir toplumsal bilinmezliğe, çöküşe doğru sürüklenecektir. Zamanı ve zemini belirsiz olsa da tarih inişli çıkışlıdır. Ancak her tükenmişlik yeniden doğuşa gebedir ve ne yazık ki arkada acılar, yıkımlar, yok olup gidenlerle dolu bir enkaz bırakır. Geriye dönüp baktığımızda bunun sayısız örneklerini görebiliriz.

    Yıkılan koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun bir enkaz olarak miras bıraktığı cehaletin, yokluğun, yoksulluğun Anadolu’su, Mustafa Kemal Paşa ve bir avuç aydının başlattığı Ulusal Kurtuluş Savaşı ile adeta küllerinden yeniden dirilip ayağa kalkmıştı.

    Büyük yıkımın geride bıraktığı enkazı ve sorumlularını, 1920’lerdeki Anadolu’yu, Yakup Kadri Karaosmanoğlu Yaban romanında, roman kahramanı Ahmet Celâl’in ağzından şöyle anlatıyor :

    “ Bu ülkede, temiz yürekli, duygulu ve candan insanlar vardı. Zenginin kapısı fakire açık ve gurbet yolları, sonunda mutlaka bir sıcak yurda ulaşacaktı. Orada bütün kadınlar ana, bütün kızlar kardeş ve bütün çocuklar evlâttı. Oranın taşı arkadaş, yoksulluğun derecesi bence malûmdu. Fakat, bu maddi yoksulluğun içinde bir manevi varlık bulacağımı sanıyordum.

    Şimdi ne görüyorum ? Anadolu…Düşmana akıl öğreten müftülerin, düşmana yol gösteren köy ağalarının, her gelen gasıpla bir olup komşusunun malını talan eden kasaba eşrafının, asker kaçağını koynunda saklayan zinacı kadınların, frengiden burnu çökmüş sahte sofuların, cami avlusunda oğlan kovalayan softaların türediği yer burasıdır.

    Burada, bıyıklarını makasla kırptı diye nice fikir ve ümit dolu Türk gencinin kafası taşla ezildi. Burada, yüzü düşmana dönük, nice vatan mücahitleri savundukları kimselerin eliyle arkadan vuruldu. Burada, millî timsalin, millî bağımsızlık sembolünün yolu kaç defa kesildi ve kaç defa oturduğu şehrin etrafı isyan silahlarıyla çevrildi. Burada, ben, vatan delisi millet divanesi; burada, ben harp malûlü Ahmet Celâl yapayalnızım.

    Bunun nedeni, Türk aydını, gene sensin ! Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın ? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinme hakkını kendinde buluyorsun.

    Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı ! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin ? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi ? Tabiî ayaklarına batacak. İşte, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir.”

    Büyük yıkımın ardından gelen ulusal diriliş ve yeni Cumhuriyetin kuruluşu bu defa  sayısız destanlarla anlatıldı. Devlet,  toplum ve birey yeniden yaratıldı.

    İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan ekonomik ve de siyasi krizleri kollayan “ yeni dünyanın efendileri “ ( küresel işgalciler ) , Tanzimat’tan bu yana her fırsatta boy göstermeye çalışan gericilerle işbirliği yapmakta gecikmediler.

    1950’li yıllardan bu yana yaşadıklarımız; karşı devrimin işgalciler eliyle güçlendirilip devleti ele geçirme çabalarının tarihidir bir bakıma. Düşmanlar sessizce gelip içimize yerleşti. Kimi zaman cumhuriyetçi, reformcu, kimi zaman muhafazakâr,demokrat hükümetler olarak, kimi zaman da ülkeyi önce kaosa sürükleyip sonra kurtaran darbeciler olarak karşımıza çıktılar.

    Bugün, bu küresel oyunları anlayamamış, anlatamamış olmanın sancılarını yaşıyoruz hep birlikte.

    Toplumların  bireyleri, liderleri ve aydınları birbirine benzer. Kimsenin bir diğerini suçlayarak günahlarından arınma olanağı yoktur. İhanetlerin ve vatanseverliklerin yargısı o an hukuk  içinde verilemese de tarih önünde mutlaka verilecektir.

    Sönmüş gibi görünen toplumdaki umut ışığı devam ediyor. Bu ışık, liderleri de aydınları da kendine getirecektir.

Bu yazı 3504 defa okunmuştur .

Son Yazılar