Ali İhsan Doğan

Ali İhsan Doğan

Görünüm

Yaşamın Derinlikleri

Bilim ve teknolojinin sürekli yeni zirvelerine doğru koştuğu bir çağda, günümüzde, maddiyata, şana, şöhrete, şişirilen egolarımıza göre formatlanan beynimiz “ Gerçek dünyayı “ anlamakta güçlük çekiyor.

    Ufka, uzaklara bakıp “ Keskin “ gözlerimizle ilk seferde her şeyi görebilmeyi arzu etsek, gördüğümüzü zannetsek de, yanılgıların, hayal kırıklıklarının, pişmanlıkların zehirli dikenlerinden kurtulamıyoruz. Siyaset oyununun ayrıştırıp kör ettiği gözlerle ışığa, aydınlığa varamıyoruz.

    Kabaca, el yordamıyla, düşe kalka yürüdüğümüz hayat yolu bir yerde bitecek. Evrenin sonsuzluğuna aldanıp, kısacık insan ömrünün farkına ancak sonlara doğru yaklaştıkça varacağız.

    Ne çare ki, geriye dönüş yok. Gidenler çoktan kaybolmuş, vakit tükenmiştir. Elde kalan sadece çaresizliktir. Ölümsüzlüğün sırrına erenler ise bir avuç.

    Para, saltanat, makam, mal, mülk dışında geride bırakılan izler, ekilen tohumlardır ölümsüzlük. Ona giden yol ise; yaşama yüzeyden değil derinlemesine bakabilmekten geçer. Yaşamı ne kadar derinden kavrayabiliyorsan o kadar özgürsün, o kadar mutlu, belki bir o kadar da mutsuzsun gördüklerinden, ama yaşarsın dolu dolu, hem de bir ömür gül bahçelerinde.

    Kendi küçük pencerelerimizden bakarken gördüklerimiz, çoğu zaman sinsi bir oyundan, bir yanılsamadan ibarettir. Eğer hükmedemiyorsak aklımız bize çeşitli oyunlar oynar. Gerçeğin yerine hataların, yanlışların peşinden gitmeye, yanlış fikirleri savunmaya başlarız.

    Doğrulara ulaşmak için dağların zirvesine çıkıp uzaklara, daha geniş ovalara bakıp yeni şeyler bulabilmeli, kimi zaman da vadiye, alçaklara inip zirvelerden göremediklerimizi keşfedebilmeliyiz. Kirletilmiş bir dünyada, çoğunluğun peşine takılıp yol alırken, sis bulutların arasında ‘ Hayal meyal ‘ görüp öğrendiklerimizle yaşamın derinliklerine inip gerçeği bulmak oldukça güç. Dağarcığımızda o ana kadar birikmiş olan doğru, yanlış yargıların güdümünde, olanın yerine görmek istediklerimizi algılama arzusu, kendi ördüğümüz bir hayal duvarı olarak hep önümüze dikilir. Onu aşıp öteye geçmek zordur, ama olanaksız değildir.

    Duygularımızı, düşüncelerimizi, yargılarımızı şekillendiren ise, gerçeklerle illüzyonların çatışmasından arta kalanlardır. Kimi zaman gerçekler, çoğu zaman da yalanlar, yanılgılar kalır geriye. Ne var ki, her birimizde farklı değer yargıları oluşsa da, toplum olmanın, bir arada durmanın vazgeçilemeyen kuralları bağlar her birimizi. Kuralların değişip yaşamlarımızı daha kolay, daha rahat hale getirmesi beklenir. Arzulara, beklentilere uzanan yolculuklar, hep bir adım önde giden, el uzatıp yakalamak istediğimiz mutluluk ağacına giden bitmeyen bir arayıştır.

    Kısacası; yaşayan, dinamik bir toplum gibi değişip yenilenmesi kaçınılmaz olan ortak paydalar dışında, farklı düşünceler, farklı algılar, farklı inançlar toplumsal bir zenginliktir. Yaşamı boyunca gerçeği arayan her birimizin çabaları, yardımlaşmaları, paylaşımları, yarışları, çatışmaları, engellenmezse, yol verilirse gerçeğin, gerçek yaşamın sırlarına ulaşmak olanaklıdır. Bunu bir araya gelerek başarabiliriz. Ortak paydalarımız ne kadar çoğalırsa, birey olarak, toplum olarak, gerçek yaşamın, içinde barındığımız küçük gezegenin bilincine o ölçüde kolay ulaşırız. Her birimizin farklılıklarını, farklı pencerelerden gördüklerini bir sorun haline getirirsek, bunu bir ayrışma, bir kutuplaşma kıvılcımına dönüştürürsek, mutsuzluk, umutsuzluk labirentinin çıkmaz sokaklarında, karanlıklarda çaresizce dolaşırız.

    Etrafınıza; kendinize, yaşadığınız topluma, evrende sadece bir damla olan dünyaya bir bakın. Üstünkörü, yüzeysel, laf olsun diye değil. Büyük bir merak ve ciddiyetle, olabildiğince çok şeyi görüp anlamaya çalışarak, verilmiş kutsal bir görev gibi.

    Ne görüyorsunuz?

    Ne zaman sona ereceği belirsiz, kaçınılmaz sonunun bilincinde olan, yaşadığı sürede sükûnu ve barışı arayan bir dünya mı?

     Ortaklaşa daha fazla refah ve mutluluk heyecanı ile bütünleşmiş bir ülke mi?

    Kendisiyle barışık, iç huzuruna kavuşmuş bireyler mi?

    Yoksa.

    Küçücük bir dünya adasında, daha çok hükmetmek,  daha fazlaya sahip olmak için dört bir yanı ateşe vermiş ihtiraslı ülkeler, liderler, işgalciler mi?

    Siyasi iktidarlar uğruna bölünüp dağıtılmış, ortak değerlerini ve heyecanını tüketmiş bir toplum mu?

    Hayallerini ve umutlarını kaybedip geleceğe karanlık, boş gözlerle bakan bireyler mi? 

    Göremedikleriniz için dönüp yeniden bakın.

    Bilmem resmin bütününü görebilecek misiniz?

    Dünya durmaksızın dönüyor.

    Ama nasıl?

    Bunlar çok soyut, anlamsız, felsefi bir bakış diyebilirsiniz.

    Daha derinlerde daha çok şey gösteren, gözlerimizin önündeki sis perdelerini kaldıran iyi bir yaşam felsefesine o kadar çok ihtiyacımız var ki…

Bu yazı 1346 defa okunmuştur .

Son Yazılar