Ali İhsan Doğan

Ali İhsan Doğan

Görünüm

Hayat Bizden Ne Bekler?

Bizim hayattan ne beklediğimiz mi önemli, yoksa hayatın bizden ne beklediği mi?

        Evrende bir kum tanesi kadar küçük olan, bizlere cömertçe sonsuz olanaklar sunan dünyaya, içinde yaşadığımız topluma; kul hakkı yemeden, kamuya ait olanı çalıp tahrip etmeden, karşılığını almadan neleri verdik?

    Yani; alın teriyle kazandıklarımızdan, malımızdan, mülkümüzden, eti, kemiği bize ait olanlardan.

    Ya da;

    Karşımıza çıkan fırsatlara başkalarından önce sahiplenme, üretmeden diğerlerinden daha çok tüketme güdüsüyle davranıp, mirasyediler gibi, insanlığın ortak malı olan neleri yiyip bitirdik?

    Konu karmaşık gibi görünebilir.

    İçinde savrulduğumuz yaşam koşulları, bizde kişiliğimizi şekillendiren doğru, yanlış, öznel düşünce ve duygular oluşturabilir. Her birimiz hayata, bize başkalarının açtığı değişik, puslu pencerelerden bakarız çoğu zaman. Geleceğe uzanan beklentilerimiz farklıdır.
    Toplumsal yaşamın içinde, uzanıp ta yakalamak istediklerimiz kimi zaman diğerleriyle barışçıl, ortak zeminlerde buluşsa da, çoğu zaman çatışmalara, sonu gelmeyen çıkar kavgalarına yol açabilir. Bireysel çıkarlar, ihtiraslar, pohpohlanan egolar; her birimizi başkalarına hükmetme, diğerlerini yenme, yok etme eğilimlerine sürükleyebilir. Bir şekilde ele geçirdiğimiz ayrıcalıklar; gözlerimizi ve zihinlerimizi köreltip etrafımızda yaşanan toplumsal travmalara kayıtsız kalmamıza, sırtımızı dönmemize neden olabilir.
     Geriye doğru dönüp baktığımızda; gittikçe artarak günümüze kadar uzanan, servet, mal, mülk olarak kurumsallaşmış, bireysel daha çok sahip olma güdüsünü ve aç gözlülüğünü yenemediğimizi görüyoruz. Toplumlara, sınıflara, katmanlara bölünmüş, aynı sınıf ve katmanların değişik egolara, çıkarlara, inanç ve etnik kimliklere göre ayrıştırılmış bireyleriyle bir kaos içinde yaşıyoruz. 
    Oysa hayatın cömert kolları; hepimizi kucaklamaya yetecek güzellikler ve zenginliklerle doludur. Öyle ki; yaşadığımız dünya sadece biz insanlara değil, üzerinde yaşayan tüm canlılara yetecek kadar geniş, sınırsız olanaklar veriyor.
    O halde; hiç bitmeyecekmiş gibi bolluk ve refah sunan bizim dışımızdaki hayatın bizden beklediklerine, zaman zaman da olsa dönüp bakmak gerekiyor. Aksi takdirde dünyanın ve toplumsal yaşamın gittikçe bozulan dengeleri karanlık bir meçhule doğru sürüklenecektir.
    Dünyayı ve yaşadığımız hayatın alt üst olan dengelerini; karşılığında hiçbir şey vermeden sonsuza dek sömürerek, tahrip ederek, acımasızca yok etme savaşlarına girerek yeniden olması gereken doğal haline döndüremeyiz.
    İnsan olarak bizlerden hayat ne bekliyor?
    İnsanı insan yapan nedir?
    Pisikiyatrist Dr. Viktor E. Frankl, İkinci Dünya Savaşı sırasında, yaşamının bir kısmını Nazi toplama kamplarında ölümü bekleyerek geçirir ve şans eseri imha edilmekten kurtulur. Babası, annesi, erkek kardeşi ve karısı bu toplama kamplarında öldürülmüştür. Dr. Frankl; toplama kampında yaşadığı acı deneyimlere dayanarak tüm bir yaşamı sorguladığı “ İnsanın Anlam Arayışı “ adlı eserinde, hayata ve insana dair bu soruları şöyle yanıtlıyor:
    “ Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için, kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir.”
    İşe nereden başlamalı?

    Elbette ki, insan önce kendinden başlamalı.

    Daha huzurlu, ayrımcılığın ve aç gözlülüğün olmadığı bir dünya dileğiyle.

Bu yazı 1773 defa okunmuştur .

Son Yazılar