Prof. Dr. Özçeker, besin alerjisinin son 20 yılda ciddi artış gösterdiğini ve günümüzde 6 bebekten birinde görüldüğünü açıkladı. Artışın ana nedeninin epigenetik değişiklikler olduğu belirtildi.
Besin alerjisi, özellikle çocukluk çağında giderek daha sık karşılaşılan bir sağlık sorunu haline geldi. Prof. Dr. Özçeker, son 20 yılda bu alerji türünde ciddi bir artış yaşandığını ve günümüzde yaklaşık her 6 bebekten birinde besin alerjisinin bir türünün görüldüğünü belirtti.
Bu artışın tek bir nedene bağlı olmadığını vurgulayan Özçeker, sürecin çok faktörlü olduğunu ancak en önemli etkenin epigenetik değişiklikler olduğunu söyledi. Genetik yapının kısa sürede değişmediğini, ancak çevresel faktörlerin genlerin çalışma biçimini etkilediğini ifade etti.
Prof. Dr. Özçeker, insanların genetik yapısının son 20 yılda değişmediğini, ancak çevresel faktörlerin önemli ölçüde değiştiğini açıkladı. DNA dizisini bir piyanonun tuşlarına benzeten Özçeker, tuşlara basan gücün değişmesiyle farklı sesler çıktığını, benzer şekilde çevresel faktörlerin bazı genleri daha suskun, bazılarını ise daha tepkili hale getirdiğini dile getirdi. Besin alerjisi ve diğer alerjik/otoimmün hastalıkların artışında bu epigenetik değişikliklerin rol oynadığını belirtti.
Hava kirliliği, şehirleşme ve yaşam tarzı değişimlerinin epigenetik değişikliklerde önemli rol oynadığını anlatan Özçeker, bu sürecin anne karnından itibaren başladığını söyledi. İşlenmiş gıdalar ve katkı maddelerinin bağırsak mikrobiyotası üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Bu maddelerin, ürünlerde bakteri üremesini engellemenin yanı sıra bağırsaktaki faydalı bakterilerin de üremesini engellediğini belirtti.
Mikrobiyota dengesinin bozulması durumu olan ‘disbiyoz’un besin alerjisini tetikleyen önemli bir faktör olduğunu ancak tek başına yeterli bir açıklama sunmadığını ifade eden Özçeker, besin alerjisindeki artışın artık ‘pandemi’ olarak adlandırılabileceğini söyledi. Bundan 20 yıl önce astım pandemisinden bahsedildiğini, ancak günümüzde besin alerjisi pandemisinden söz edilebileceğini belirtti.
Bebeklik döneminin bağışıklık sistemi için kritik olduğunu ve bu dönemde vücudun yeni gıdalarla tanıştığını belirten Özçeker, henüz tam olgunlaşmamış bağışıklık sisteminin bazı bebeklerde gıdaları tehdit olarak algılayabildiğini açıkladı. Türkiye’de en sık görülen besin alerjilerinin ilk 3 yaşta inek sütü ve yumurta alerjileri olduğunu, bu alerjilerin genellikle 5 yaşına kadar düzeldiğini kaydetti.
Daha ileri yaşlarda kuruyemiş, deniz ürünleri ve buğday alerjilerinin öne çıktığını ekleyen Özçeker, besin alerjilerinin coğrafi farklılıklar gösterebildiğini de sözlerine ekledi. Anafilaksi gibi ağır alerjik reaksiyonların hayati risk taşıdığına ve çok hızlı gelişebildiğine dikkati çekti. Anafilaksinin ani ve şiddetli bir vücut tepkisi olduğunu, kaşıntı, döküntü, şişlik gibi cilt bulgularına nefes darlığı, kusma ve tansiyon düşüklüğünün eşlik edebildiğini belirtti. Anafilaksinin tek ve en etkili tedavisinin adrenalin olduğunu vurguladı.
Besin alerjisi tanı ve tedavi süreçlerinde yeni yöntemlerin bulunduğunu belirten Özçeker, moleküler alerji testlerinin daha ayrıntılı risk değerlendirmesi sağladığını, ayrıca oral immünoterapi ve biyolojik ilaçların da tedavi seçenekleri arasında yer aldığını sözlerine ekledi.
Tarafsız ve doğru habercilik anlayışıyla en güncel gelişmeleri sizlere sunuyoruz. Türkiye ve dünyadan son dakika haberleri, siyaset, ekonomi, teknoloji ve daha fazlası Gazete Demokrat’ta.
Yorum Yap