Gazze’deki soykırım ve İran’la artan gerilim, İsrail’i hem diplomasi hem de kamuoyu nezdinde yalnızlaştırıyor. Batı’da değişen algı ve hukuki baskılar Tel Aviv’in hareket alanını daraltıyor.
Gazze’de devam eden soykırım ve İran ile yaşanan gerilim, İsrail’in uluslararası alanda yalnızlaşmasına neden oluyor. Diplomatik ve askeri baskılar sürse de Tel Aviv yönetimi, İran’ın nükleer kapasitesini sınırlayamadı ve beklediği tam uluslararası desteği arkasına alamadı. ABD’nin süreci kontrollü tutma eğilimi, Avrupa’daki görüş ayrılıkları ve uluslararası hukuk nezdindeki dosyalar, İsrail’in hareket alanını daraltıyor.
Bu durum, İsrail’in sahadaki aktifliğine rağmen diplomasi ve strateji düzleminde giderek daha izole bir pozisyona sürüklendiğini gösteriyor. Bu yalnızlaşma sadece devletler arası ilişkilerde değil, aynı zamanda Batı kamuoyunda da belirginleşiyor. Gazze’de yaşananlar sonrası İsrail’e yönelik olumsuz görüşler artarken, Amerikan araştırma şirketi Gallup’un verileri, Amerikalıların ilk kez İsraillilerden çok Filistinlilere sempati duyduğunu ortaya koyuyor.
Batı toplumlarında İsrail lehine işleyen siyasal ve kültürel anlatı eskisi kadar karşılık bulmuyor. Pew Research Center verilerine göre, ABD’de İsrail hakkında olumsuz görüş bildirenlerin oranı yüzde 60’a yükseldi. Bu durum, yıllardır süregelen lobi faaliyetlerinin ve anlatı üstünlüğünün zayıflamaya başladığını gösteriyor. Sosyal medyanın etkisi ve Gazze’den gelen görüntüler, özellikle genç kuşaklarda İsrail algısını hızla değiştiriyor.
Uluslararası hukuk cephesindeki baskı da İsrail’in meşruiyet zeminini aşındırıyor. Uluslararası Adalet Divanı’nın ihtiyati tedbir kararları ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkındaki tutuklama emri, hukuki baskıyı artırdı. İnsan hakları örgütleri de İsrail’in savaş yöntemlerini eleştirerek, Gazze’de savaş suçu ve soykırım işlendiği yönündeki raporlarını sertleştirdi.
Avrupa Birliği içinde İsrail’e karşı ortak bir hat henüz tam olarak kurulamasa da, İspanya, İrlanda, Belçika ve Fransa gibi ülkeler daha sert tedbirlerin tartışılmasını talep ediyor. İspanya ve İrlanda, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınmasını savunurken, Madrid yönetimi İsrail’e karşı en sert tutumu sergileyen Avrupa başkentlerinden biri haline geldi. İsrail’in büyükelçisini geri çekmesi ve diplomatik krizin derinleşmesi, Avrupa içinde İsrail’in giderek daha fazla savunmada kaldığını gösteriyor.
Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanı Dr. Ceyhun Çiçekçi, Avrupa ile İsrail arasındaki gerilimin yeni olmadığını ancak mevcut süreçte daha belirgin hale geldiğini belirtiyor. Çiçekçi’ye göre, Avrupa’nın normatif değerleri ile İsrail’in politikaları arasındaki çelişki, Gazze ve İran gerilimiyle daha sert biçimde açığa çıktı. Hukuki ve diplomatik baskının arttığına dikkat çeken Çiçekçi, Amerikan desteği sürdüğü müddetçe bunun tek başına İsrail’i caydırmaya yetmeyeceğini de vurguluyor.
İsrail’in karşı karşıya olduğu bir diğer baskı hattı ise uluslararası hukuk alanında şekilleniyor. İran’la yaşanan gerilimle birlikte, İsrail’in bölgesel askeri hamleleri ve ABD ile kurduğu koordinasyon, Amerikan kamuoyunda da İsrail politikalarının ABD’yi daha geniş çatışmalara sürüklediği yönünde sorgulamalara neden oluyor. Bu durum, İsrail’e verilen desteğin yeniden değerlendirilmesine yol açıyor.
Yıllardır kurduğu anlatı ve etki alanının zayıflaması, İsrail’in yalnızlaşmasını hızlandıran kritik bir başlık olarak öne çıkıyor. Medya, akademi ve siyasi lobiler üzerinden güçlü bir destek zemini oluşturan İsrail, bu sayede Batı kamuoyunda önemli bir avantaj elde etmişti. Ancak Gazze’den gelen görüntüler ve sahadaki gerçeklik, bu anlatının sürdürülebilirliğini zorluyor. Bu süreç, İsrail’in uluslararası sistemdeki meşruiyet zeminini günden güne kaybetmesine neden oluyor.
Tarafsız ve doğru habercilik anlayışıyla en güncel gelişmeleri sizlere sunuyoruz. Türkiye ve dünyadan son dakika haberleri, siyaset, ekonomi, teknoloji ve daha fazlası Gazete Demokrat’ta.
Yorum Yap