Kolon kanseri 45 yaş altı bireylerde artış gösterirken, uzmanlar aile öyküsü, yaşam tarzı ve diğer risk faktörlerini değerlendirdi. Tedavi yöntemleri ve kemoterapinin rolü ele alındı.
Kolon kanseri (kolorektal kanserler), beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıklarındaki değişimler nedeniyle son yıllarda artış gösteriyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü ve ikinci en sık ölüm nedeni olan kolon kanserinin, 45 yaş altı bireylerde görülme sıklığı Türkiye’de ve küresel ölçekte yükseliyor. Teşhis ve tedavi yöntemlerindeki ilerlemeler, hastaların yaşam kalitesini ve süresini iyileştiriyor.
Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 70’inin öngörülemez şekilde ortaya çıktığını belirtti. Kalıtsal genetik mutasyonların vakaların yüzde 3-5’ini oluşturduğunu söyleyen Karaca, hastaların yaklaşık yüzde 20-25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunduğunu ifade etti. Kalıtsal genetik nedenli vakalar dışındaki kolon kanserlerinde tanı konulan ortalama yaşın 65’in üzerinde olduğunu vurguladı. Ailede kolon kanseri öyküsü bulunması, kişinin hastalığa yakalanma riskini artırıyor. HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi genetik durumlar riski yükseltiyor.
Kolonoskopi taramasında belirlenen adenomlar, özellikle villöz adenomlar ve tübülo-villöz adenomlar, kanser riskini en üst düzeye çıkarıyor. Ülseratif kolit tanısı sonrası ilk 10-20 yıl içinde yıllık kanser görülme sıklığı yüzde 0,5 iken, bu oran sonraki yıllarda yüzde 1’e çıkıyor. Crohn hastalığı, aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması da riski artıran diğer faktörler arasında yer alıyor.
Kolon kanserinde erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmeler ve kemoterapi/radyoterapi alanındaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzuyor. Yeni nesil akıllı ilaçlar ve immünoterapiler, metastatik kanser hücreleriyle mücadelede başarıyı artırıyor. Kolon kanseri için uygulanan kemoterapi, hızlı büyüyen kanser hücrelerini hedef alıyor. Bu ilaçlar damar yoluyla veya ağızdan verilebiliyor.
Kemoterapi, cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi veya immünoterapi gibi diğer tedavilere ek olarak kullanılıyor. Tedavinin amacı, iyileşme şansını artırmak, tekrarlama riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek ve hastaların daha uzun, kaliteli yaşam sürmesini sağlamak. Kemoterapi, cerrahi öncesi veya sonrasında hastaların sağ kalım oranlarını yükseltiyor. Hastaların dörtte üçünün ameliyat ve ek tedaviyle nüks oranlarının azalması, genel sağ kalımın iyileştirilmesi çabaları, kolon kanseri tedavisinin önemli bir aşamasını oluşturuyor.
Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ameliyatı sonrası tekrarlama riskini azaltmak amacıyla adjuvan kemoterapi tedavisinin önerildiğini belirtti. Adjuvan kemoterapiye genellikle ameliyattan sonraki 8 hafta içinde başlanıyor. Kanser kanıtı kalmasa bile, metastaz riski yüksekse adjuvan kemoterapi önerilebiliyor.
Lenf düğümlerinde kanser hücrelerinin bulunması, kalın bağırsakta perforasyon oluşması, yüksek dereceli kanser hücreleri veya bağırsak tıkanıklığı gibi durumlar riski artırabiliyor. Bu tür durumlarda kişiye özel tedavi yöntemleri ile başarı şansı yükseltiliyor.
Tarafsız ve doğru habercilik anlayışıyla en güncel gelişmeleri sizlere sunuyoruz. Türkiye ve dünyadan son dakika haberleri, siyaset, ekonomi, teknoloji ve daha fazlası Gazete Demokrat’ta.
Yorum Yap