Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şarku’l Avsat gazetesine verdiği mülakatta, ABD ile İran arasındaki gerilimi azaltmak için Türkiye’nin arabuluculuk rolüne hazır olduğunu açıkladı. Erdoğan, ayrıca Suudi Arabistan’la işbirliğini, Gazze, Suriye ve Sudan’daki gelişmeleri ile Somaliland meselesindeki duruşunu detaylandırarak Türkiye’nin bölgesel vizyonunu ortaya koydu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan merkezli Şarku’l Avsat gazetesine verdiği özel mülakatta, Ortadoğu’nun nabzını tutan kritik açıklamalarla gündeme oturdu. Bölgesel dinamiklere ışık tutan bu değerlendirmeler, Türkiye’nin küresel sahnede üstlenmeye hazır olduğu aktif ve yapıcı rolün bir yansıması olarak kayıtlara geçti.
Bölgesel çatışmaların kasvetli atmosferinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan umut veren bir açıklama geldi. Özellikle ABD ile İran arasındaki tırmanan tansiyon konusunda Türkiye’nin net duruşunu ortaya koyan Erdoğan, Ankara’nın arabuluculuk rolüne hazır olduğunu dünyaya ilan etti.
Erdoğan, “Tecrübe göstermiştir ki, bu bölgenin değerlerini, kimliğini, geçmişini ve geleceğini kavrayamayan senaryolar, bölgeye daha fazla acı ve trajedi getirecek, güvenlik ve barışı tesis etmeyecektir,” diyerek, Gazze, Irak, Suriye ve Afganistan’da yaşanan trajedilerin bir daha tekerrür etmemesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin, bölgenin yeni bir savaşa sürüklenmesini asla arzu etmediğini belirten lider, diyalog, akıl ve sağduyunun önemine dikkat çekti.
İran’a yönelik herhangi bir askeri müdahaleye her platformda karşı olduklarını ifade eden Erdoğan, “Muhataplarımıza, gerilimi tırmandıracak her türlü adımdan kaçınılmasının gerekliliğini vurguluyoruz,” dedi. Ayrıca İran’daki gelişmeleri yakından takip ettiklerini ve yabancı müdahale senaryolarına olumlu bakmadıklarını açıkça dile getirdi.
Ve işte kritik mesaj: “Gerilimleri azaltmak ve sorunları çözmek amacıyla İran ile ABD arasında arabuluculuk rolü üstlenmeye hazır olduğumuzu teyit ediyor, bu doğrultudaki temaslarımızı sürdürüyoruz. Savaşı tetikleyebilecek her türlü adıma karşıyız ve bölgede güvenlik ile barışın tesis edilmesi ihtimalini güçlendiren her girişimi destekliyoruz.” Bu sözler, Türkiye’nin diplomatik ağırlığını ve barış arayışındaki kararlılığını gözler önüne serdi.
Röportajın bir diğer önemli başlığı ise Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki stratejik ilişkiler oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ülkenin tarihi ve köklü bağlarına dikkat çekerek, bu dostluğun bölgesel barış, istikrar ve refah için büyük bir stratejik önem taşıdığını belirtti.
Erdoğan, “Suudi Arabistan ile savunma sanayii alanındaki işbirliği, karşılıklı güvenin güçlendirilmesini, kapasitelerin etkin kılınmasını ve teknoloji ile üretim düzeyinin yükseltilmesini hedeflemektedir,” ifadeleriyle, bu alandaki ortak vizyonu ortaya koydu. Ortak üretim, teknoloji alışverişi ve eğitim gibi alanlardaki adımların, her iki ülkenin savunma kabiliyetlerine büyük bir güç katacağına olan inancını dile getirdi.
İkili ilişkilerin sadece savunma ile sınırlı kalmayacağını vurgulayan Erdoğan, ekonomi, ticaret, yatırım, enerji, turizm, ulaştırma ve lojistik gibi birçok alanda muazzam fırsatların bulunduğunu ifade etti. Bu fırsatların kağıt üzerinde kalmaması gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı, karşılıklı fayda ilkesiyle somut projeler aracılığıyla ilişkileri en üst seviyelere taşıma arzusunda olduklarını dile getirdi.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile yapılan görüşmelere atıfta bulunan Erdoğan, önümüzdeki dönemde ortak çalışmaların genişletilmesi kararlılığını teyit ettiklerini söyledi. Bu ziyaretin gündemindeki en önemli başlıkların da bu anlayış çerçevesinde şekillendiğini, bölgesel konulardaki istişareleri derinleştirmeyi ve somut adımlar atmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi. Ekonomik işbirliği potansiyelini artırma amacıyla finans ve iş dünyasıyla görüşmelerin de programda yer aldığını belirtti.
Bölgedeki yangın yeri Gazze ve uzun süredir iç savaşla boğuşan Suriye, Erdoğan’ın gündeminde öncelikli yer tutuyordu. Türkiye’nin bu iki kritik bölgeye yönelik insancıl ve yapıcı yaklaşımı, röportajda belirgin bir şekilde öne çıktı.
Erdoğan, Gazze’deki temel meselenin ateşkesi kalıcı kılmak, sivilleri korumak, insani yardımın kesintisiz ulaştırılmasını sağlamak ve zorla yerinden edilmeyi tamamen bitirmek olduğunu net bir dille ifade etti. İsrail’in Gazze’den kademeli olarak çekilmesi gerekliliğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı, barış planının ikinci aşamasına geçişin önündeki en büyük engelin ateşkesin kırılganlığı olduğunu belirtti. Yeniden yapılanma çalışmalarına bir an önce başlanması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, Türkiye’nin Gazze Barış Kurulu üyesi sıfatıyla bu süreçlere aktif katkı sunmaya hazır olduğunun altını çizdi. Ancak, sahada güven tesis edilmeden ve kalıcı barış sağlanmadan ilerlemenin mümkün olmadığını da ekledi.
Suriye meselesine de değinen Erdoğan, ülkenin toprak bütünlüğünü korumaya, milli birliği güçlendirmeye ve devlet otoritesini yeniden tesis etmeye dayalı bir yaklaşım sergilediklerini aktardı. “Bizim ölçümüz net; komşularına tehdit oluşturmayan, terör örgütlerine kapı açmayan ve toplumunun tüm kesimlerini eşit vatandaşlık temelinde kucaklayan bir Suriye, bölgesel istikrar için hayati önem taşır,” sözleriyle Türkiye’nin beklentilerini özetledi. Suriye’nin geleceğinin sadece Suriyelilerin iradesiyle şekillenebileceğini vurgulayan Erdoğan, bu bağlamda Suudi Arabistan başta olmak üzere dost ülkelerle birlikte gerekli tüm desteği sağlamaya devam edeceklerini bildirdi.
Afrika Boynuzu’nun en sıcak noktalarından biri olan Sudan’daki iç çatışmalar da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakından takip ettiği konular arasındaydı. Bin günü aşkın süredir devam eden ve Ramazan ayına dahi gölgesini düşüren bu insani krize Türkiye’nin yaklaşımı net:
Erdoğan, Sudan’daki çatışmaların bin günü geride bıraktığını ve Sudanlı kardeşlerin trajik koşullar altında hayatta kalma mücadelesi verdiğini belirterek, iç savaşı mümkün olan en kısa sürede sona erdirme ve istikrarı yeniden tesis etme amacıyla tüm diplomatik çabaları desteklediklerini ifade etti. Türkiye’nin mevcut barış çabalarını güçlendirme yolunu seçtiğini ancak kanın akmasını durduracak bir sonuca ulaşılamamasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Ankara, sadece diplomatik arenada değil, sahada da somut adımlar atıyor. TİKA ofisinin ve Ziraat Katılım Bankası şubesinin Port Sudan’da yeniden açılması, Türk Hava Yolları’nın Port Sudan uçuşlarını başlatması ve toplam 12 bin 600 ton insani yardım ile 30 bin çadırın Sudan’a gönderilmesi, bu ülkeye verilen desteğin bir göstergesi. Tarım, madencilik ve enerji işbirlikleri de devam ederken, yıkılan şehirlerin imarı konusunda da değerlendirmeler yapılıyor.
Erdoğan, “Afrika kıtasının sorunlarının yine Afrikalılar tarafından çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Türkiye, her koşulda yapıcı diyaloğun tesis edilmesi için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Sudan halkı müsterih olsun; Türkiye her zaman onların yanındadır,” diyerek Sudan halkına güvence verdi.
Afrika Boynuzu’ndaki hassas dengelerden biri olan Somaliland’in İsrail tarafından tanınması, Erdoğan’ın değerlendirdiği bir diğer önemli konuydu. Türkiye, bu meselede Somali’nin toprak bütünlüğünü koşulsuz savunuyor.
Geçtiğimiz ay Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’a bu konudaki kararlı tutumlarını ilettiklerini belirten Erdoğan, “Somali’nin birliğinin ve toprak bütünlüğünün her koşulda korunmasının bizim için en yüksek öncelik olduğunu teyit ettik. Türkiye olarak bu tutumuzda kararlı olduğumuzu tekrar vurguluyorum,” dedi. İsrail’in bu kararını hiçbir meşruiyeti ve ağırlığı olmayan bir adım olarak gördüklerini net bir şekilde ifade etti.
Erdoğan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin Gazze’de işlediği soykırım suçlarının yanı sıra Lübnan, Yemen, İran, Katar ve Suriye’ye saldırdığını ve şimdi de Afrika Boynuzu’nu istikrarsızlaştırmaya çalıştığını belirtti. Bu durumun sadece Afrika Boynuzu için değil, tüm Afrika kıtası için ciddi bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekti. Bölgedeki anlaşmazlıkların çözümüne katkı sağlamayan her adımın krizi derinleştirdiğini vurguladı.
Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Avrupa Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ve Afrika Birliği Komisyonu Başkanı’nın bu kararı reddeden açıklamalarını desteklediğini ve Somali’nin tüm toprakları üzerindeki birliğini ve egemenliğini vurgulayan tüm açıklamaları değerli bulduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm bu bölgesel meselelerin çözümünde yeni ittifaklar veya güç dengeleri aramak yerine, ortak akıl ve ortak sorumluluk temelinde bir işbirliği zemini kurulması gerektiğine inandıklarını belirtti. “Amacımız çatışmayı yönetmek değil, diplomatik diyaloğun zeminini güçlendirerek çatışmanın daha ortaya çıkmadan önlenmesini sağlamaktır,” sözleriyle önleyici diplomasiye verdikleri önemi vurguladı. Bu nedenle bölgesel güvenlik mekanizmalarının kurulmasının, krizlerin henüz filizlenmeden engellenmesine katkı sağlayacağına inandıklarını dile getirdi.
Türkiye, bölgedeki dost ülkelerle temaslarını sürdürerek, blok veya ittifak mantığıyla değil, kapsayıcı bir vizyonla hareket etmeye devam ediyor. Erdoğan’ın Şarku’l Avsat’a verdiği bu kapsamlı mülakat, Türkiye’nin hem kendi bölgesel çıkarlarını gözeten hem de küresel barış ve istikrara katkı sunan vizyonunu bir kez daha ortaya koydu.
Tarafsız ve doğru habercilik anlayışıyla en güncel gelişmeleri sizlere sunuyoruz. Türkiye ve dünyadan son dakika haberleri, siyaset, ekonomi, teknoloji ve daha fazlası Gazete Demokrat’ta.
Yorum Yap