Oğuz Can Demirören

Oğuz Can Demirören

Meydan

Trajikomik Halimiz

Türkiye’nin tarihi boyunca oldum olası birçok trajikomik olay yaşanmıştır, yaşanmaktadır ve yaşanacaktır. Zaten bu toplumdan çıkan tüm başarılı komedi filmleri de trajikomedi unsurları taşır, katıla katıla güldürürken bir anda hüznü araya sokmayı başarır. 

Ülkemizde bu trajikomedi tam olarak sürekli gülmek araya trajedi sokmak şeklinde yaşanmasa da arada bir gülebiliyoruz halimize...

Mesela Kemalpaşa’nın “Issız Camii” bana komik gelmişti ilk duyduğumda. Etrafında yerleşim yeri olmayan bir alana inşaa edilen bu camiinin yapılacağına ihtimal vermemiş gülmüştüm. Hemen akabinde atılan temelini ve hızla yükselen yapıyı görünce daha da komik gelmişti. 

Elbet ki Issız Cami’nin inşaatı bitirilince açılış maiyetinde düzenlenen törenin ardından kılınan namazda cami altın dönemini yaşayacak. Merağına yenik düşen Kemalpaşalılar’ın bir kısmı kısa bir süre gidip namazlarını burada kılacaklar. Ama sonra? 

Elbet ki bu cami yapılırken merkeze uzaklığı düşünülmüştür(?). Ancak bu düşünce şekli sanırsam tam olarak beklenildiği gibi gerçekleşmemiş. 

Mesela; Arabası olmayan ve sabah namazını gölet gören camide kılmak isteyenler için sabah sporu ve sabah namazı bir arada... 

Kalabalık cemaatlerden sıkılanlar için “Issız Cami”de 3-5 kişiyle namaz kılma keyfi.

Tabi o alandaki arazileri almış ve ilerleyen süreçte ev yapmayı düşünenler de (her ne kadar diğer tüm kamu kurum ve kuruluşlarına uzak olsa da) cami ve gölet imkanının tadını çıkarabilir.

Tabi bu sorunlar ring aracı eklenmesiyle kolayca halledebilecek sorunlar. Mesela 2 ring aracı şoförü işe alınır ve denir ki “Issız Cami sayesinde Kemalpaşa’da işsizliği 2 azalttık”.

Kısacası ıssız bir alana “Issız Cami” yapmak komiktir, bu camiden büyük beklentilerle bahsetmek ise hem trajik hem komiktir.

***
Bir başka trajikomik ise yine Kemalpaşa’da da yaşanan ancak sadece Kemalpaşa’da olmayan bir olay. Kısa süre önce Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı gıdada hile yapanları, hile yapılan ürünleri tek tek açıkladı. Yediğimiz kimi gıdadan domuz eti, kimi gıdadan başka pislikler çıktı. Her halükarda kasaptan pahalı diye almadığımız etle neredeyse kafa kafaya gelecek fiyata içine envai çeşit hile soktukları et ve et ürünlerini bizlere yedirdiler. Neden? çünkü kâr etmeleri gerekiyordu ve bu halklarının sağlığıyla ve aklıyla oynamaktan daha önemliydi. 

Dikkatimi çeken bu ürünlerin çoğunun tarım ve hayvancılık sektörüyle alakalı ürünler olmasıydı. Diyorum ya trajikomedi; Kemalpaşa’da ve diğer yerlerde meralar kiraya verilirken, samanı bile üretmeyip ithal ederken ve fiyatı uçmuşken, hayvancılar bir bir iflas edip damlarını boşaltırken, hayvancılık değil kurban besiciliği kar ettirirken, etin pahalılığı bizi bu aç gözlü sermayenin avuçları arasına bıraktı. Üstüne üstlük Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı görevine gelen Fakıbaba’nın ilk icraatı et fiyatları düşsün diye et ithal etmekti. Buraya kadar işin trajik kısmıydı. 300 koyun meselesinde herkese 300 koyun verileceği algısının oluştuğunu söyleyen Fakıbaba “Daha önce böyle hayvanlar verilmiş ama biz hala et ithal ediyoruz.” dedi. İşte tam bu kısım da işin komik kısmıydı. Kısacası bakan diyor ki daha önce hayvan verilmiş ama bir gelişme yok, et ithal ettik gelişme yok, şimdi bir daha hayvan verelim bakalım ne olacak...
 

Bu yazı 1520 defa okunmuştur .

Son Yazılar