Oğuz Can Demirören

Oğuz Can Demirören

Meydan

Süt Tozu, Et ve Nişasta

CHP’li Ömer Fethi Gürer sormuş, Maliye Bakanı Naci Ağbal yanıt vermiş; 2003’ten 2018’e Türkiye Cumhuriyeti’nin neleri satılmış...

Onlarca yılın birikimi olan, söylerken bile tek nefesin yetmeyeceği onlarca kurum, kuruluş, hisse, liman, maden yatağı, işletme, elektrik santrali, otel, makine, teçhizat...

Kurtuluş savaşı vermeden önce ne yoksa, kurtuluş savaşı verdikten sonra ne varsa büyük çoğunluğu satılmış. Müfredatta şimdi ne yazar bilemem, ancak bir dönem Osmanlı’nın son günlerinde devletin bir toplu iğne dahi üretip satamadığı yazardı. 

Kurtuluş savaşının ardından başlatılan ekonomik girişimlerle ülke zengin tarım toprakları ve art arda kurulan fabrikalarla kendi kendine yetecek değil kendini aşacak hale gelse de özelleştirmeye çalıştığımız “şeker” fabrikaları sayesinde artık şeker de yiyemeyeceğiz. Toplu iğne üretemeyen Osmanlı gibi şeker üretemeyen Türkiye Cumhuriyeti oluyoruz. 

Zeytin ağaçlarını beton ve zehir için söküp, Tunus’tan zeytin yağı ithal edeceğimizi, böylece daha ucuza geleceğiyle övünmemizin üzerinden fazla bir süre de geçmedi.

Ülkenin öz değerlerini satma durumu sadece 15 yıllık da değil, bu gidişat ilk “zeytinyağlı yiyemem aman/ ben senin gibi cahile efendim diyemem aman” türküsüyle kendisini o dönemler ortaya koymuş. Kaldı ki bu şarkıyla eş zamanlı patlak veren ithal margarinler ve mısır yağları tesadüfen denk gelmemiş.

***

Biri bana ülkesinin süt tozu yüzünden yıkıldığını söylese kahkahayı basarım. Komikliğinden değil, bizim başımızı da süt tozu ördüğünden. 

Suçu komple AKP’ye yıkmak yetmez, kendi çiftçisinden süt alıp çiftçiyi nasıl destekleyeceğine Marshall’dan süt tozu alanların da suçu büyük, en az zeytin yağlı yiyemeyenler kadar.

Yine şaka gibi olacak ama süt tozuyla yıllar önce Türkiye’da hayvancılığa çelme takılmasına rağmen kısa süre öncesine kadar Avrupa Birliği ve ABD küresel ısınmada Türkiye’de bulunan büyükbaşların osuruğunun etkisi olduğundan dert yanıyordu. Neyse ki o sorunu çözeli oldu epey...

Türkiye’nin tahıl ambarı olan Konya “dar geldi” de buzlarla kaplı Rusya’dan saman, Brezilya’dan da sambacı sığır ithal ettik. Bunları Türkiye’de buluşturunca sorun çözülecekti ama olmadı. Kendi kendimize yetemeyecek bir ülke durumuna düşmemizden kendimiz yetiştirsek daha sağlıklı olacak diye düşünemedik. Bu sefer de Sırplar’dan et ithal ettik. Neyse ki Sırplar hayvanlara iyi bakmış, hasta olanlarına tedavi amaçlı vurulan iğnelerin delikleri daha duruyordu. 

Bu olayların üzerinden kısa bir süre sonra 300 koyun meselesi patlak verdi. Köylü köyüne dönsün diye 300 koyun dağıtılacak, sahibine sigorta yapılacak ama istenenler 300 koyundan fazlasını almaya yeter. Kaldı ki hemen akabinde meralar 49 yıllığına kiraya verilmeye başlanıldı. Meralara dokunulmasa, köylüye teşvik sağlansa köylü çok daha fazlasını üretecek ama kendi kendimize yetemediğimizden fark edemedik. 

***

Hazır şeker fabrikalarını satıyorken, Cumhurbaşkanımız da İslam güncellemesi gerek demişken “Şeker Bayramı”nın adını yiyeceğimiz bol nişasta bazlı şekere ithafen “Nişasta Bayramı” yapmasalar bari.

Bu yazı 1367 defa okunmuştur .

Son Yazılar