Şarkı
Filiz Yalçın

Filiz Yalçın

78

Şarkı

09 Ağustos 2017 - 18:05

Yaşamdaki her şeyin bir rengi var, dokusu ve kokusu, ahengi var kendi içinde, müziği var doğalında. Kendi iç dinamikleri dışında ve karşısında müdahale ile, bu uyum-gerçeklik-doğruluk geçici süre değişebilir, sistemli ve uzun süreli müdahaleler sonucunda bu -şey-lerin genetiği ile de oynanabilir. Genetiği değişmiş şeyler renksiz/kapkara, uyumsuz/umarsız ve notasız/rotasız kalmıştır artık, bir zaman böyle sürebilir. Ta ki, iç dinamiklere, yeniden doğru şarkı söyleyemeyi hatırlatacak önderler çıkana dek. Değişime, gelişime, devrime önderlik edenler hep; dövüştürüldüğü yol arkadaşını öldürerek hayatta kalmayı reddeden ve köle olarak yaşamaktansa ölmeyi yeğleyen Trakya’nın asisi Spartaküs’den başlayarak itirazı seçenler, ilericiler, sosyalistler ve devrimciler olmuştur. İşçi sınıfının ortaya çıktığı tarihten itibaren ise onun temsilcisi ve örgütü; sınıfın Komünist partisi ve onun önderliğidir. Bu 2 ile 2 ‘nin toplamının 4 ettiği gibi, sevdalıların kavuşmasındaki erinç gibi, diyalektik materyalizmin doğrusu gibi, utkunun kontrolsüz sevinci gibi, kütle-enerji formulü E=mc2’dir gibi, insanlık adına önemli bir buluşa imza atan bilim insanının gururu gibi, Dünya’nın Güneş’e yanışı-yörüngesinde oluşu gibi, bir ağaca sarıldığınızdaki huzur gibi, yerçekiminin kırmızı elması gibi, yoldaşımıza sırtımızı dayadığımızdaki sonsuz güven gibi ve bebeğini koklayan annenin mutu gibidir, “ben doğurdum, size öldürtmeyeceğim!” gibidir; ta içten, samimi, net ve direngen. 

Geçmişte sokaklara önderlik eden sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinin, karşı devrimin manipülasyonu ile çoktan iç dinamiği yok olmuş; bi’takım milliyetçi, etnikçi, dinci, feodal, emperyal tanrılara tapan öznelerle arabesk-ağdalı bir kültür gelişmişti. Bu kültür renksiz, ahenksiz ve tınısızdı. En değerlimiz, kavgamızın öncü dinamiği SINIF’ın ve SINIFLAR ARASI DAYANIŞMA’nın ise adı bile yoktu o kültürde; bu sözcüklerde ısrar edenler ‘eski moda’ydı. Zafer ise bi’başka bahara kalmıştı, olmasa da olurdu. Yeni sol kültürde, devletle uzlaşma geleneği esastı. Yakılan-yıkılan kentler, ormanlar, hayvanlar ve insanlar… Halka yönelik toplu katliamlar… Savaş çığırtkanlıkları… Devletin gayrı resmi cinayet ordusu… İşten atılanlar, sürülenler… Zam, zulüm, işkence… Hırsızlık, uğursuzluk, sınav yolsuzlukları… Şer, şeriat… ne gam, aslolan ‘kalıcı barış’ı temin edecek olan, emperyallerin has taşeronu devletle pazarlık masalarıydı, “n’olur, yeniden kurulsun”du.

Fillerin birbiriyle, bir senaryo ile/rol gereği tepiştiği ortamda, yine çimenler ezildi. Zaten çimenlerin hizaya girmesi, girmeyenlerin de yok olması üzerineydi bu kurgu; hesap soracakların tümünün temizlenmesi, dikensiz gül bahçesi yaratılmasıydı filmin amacı. Sokağa açılan kapıyı da OHAL ile kilitlediler. Öyle sandılar. Ki, iki cesur çocuk çıktı ve “İşimizi Geri İstiyoruz!” dediler, kendileri gibi binlerce insan adına da bunu istediler. Yalnızdılar zemherinin ayazında aylarca, sokakta; bağlı oldukları meslek örgütlerinin karar vericileri yeni kültüre terketmişlerdi alanı, böylece insiyaki refleksleri yok edilmişti zaman içinde, bir atkı bile getirmediler. 

 20’li ve 30’lu yaşlarını süren iki devrimci öğretmen hücredeler ve 154 gündür açlık grevi direnişindeler. Alıcı kuşlar gibi, ölüp-ölmedikleri kontrol ediliyor saat başı; uyurken uyandırılıyorlar. Havalandırmada ve görüşten dönerken darp ediliyorlar. Doğru şarkı söylemeyi yeniden hatırlamamızı sağlayacak destekleri yok bu günlerde. Destek olmayı bırakın, bu direnişe  önderlik etmesi gereken ‘meslek örgüt’leri ortada yok, gerçek anlamda da yok. Birkaç yürekli insan; NURİYE Hoca ve SEMİH Öğretmenin aileleri, dostları, avukatları, günü birlik destekçileri, ev hapsindeki dostları ACUN Öğretmen, geçmişte hücrede-işkencede bir kolu kopartılmış ve tek başına direniş destanı yazan bir Spartaküs/VELİ SAÇILIK dışında kimseleri yok. Bi’de Veli’nin “Sendikalar neden sokağa inmiyor?” haykırışı.

Bu günlerde yaşadığımız karabasan, Karşı-Devrim’in rüyası; uluslararası organizasyonların-tanrıların, manipülatif çalışmalarının hasat zamanı. Yıllardır genetiklerini bozdukları sol-sosyalistlerin örgütlerini yok etmenin sonucunun keyfini sürüyorlar ve bir avuç kahraman dışında, sadece izleyen-sızlanan-üzülen bakiye solu yaratmalarının semeresini alıyorlar. Düşmanın payına düşen bu. 

Bizim payımıza ise, yılmadan-yeniden özümüze dönerek mücadele etmek, kazanacağımıza olan inadımız-inancımız düşüyor. Bütün insanlığın biriktirdiği değerler adına, Dünya’yı değiştirmeye hep talibiz, hiç vazgeçmedik, asla vazgeçmeyeceğiz, bozulan dokularımızı yenileyecek ve yeniden sokakların “suç”u şarkılar söyleyeceğiz. Karanlığın bu en zifiri saatlerinin, ışığa en yakın saatler olduğunu da bilmekten güç alarak.

Oğlunun adını söylemesi yasaklanan, onurdan anne Sultan Özakçaya nın payına da, her gün dövülüp-sövülmenin-gazlanmanın-coplanmanın-işkenceyle gözaltına alınmanın yanında bir çığlık düşüyor:

Ben doğurdum, size öldürtmeyeceğim!

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar